Soğukta titreyip kendimize gelelim
Kış geldi, geçiyor. Şubat ayını bitiriyoruz. Hepi topu bir haftadır ciddi bir soğuk ve yağış var, ondan bile şikâyetçiyiz. Konforlu, zahmetsiz bir hayata alışmışız. Nerede eski kışlar geyiği yapacak değilim. Maziyi düşününce insanın aklına genelde iyi yanları gelir. Çocukluğu müstakil evde geçenler kışın romantikliğinin yanı sıra sıkıntılarını da çok iyi bilir. Şimdi ise basının da o dile benimsemesiyle kış, özellikle kar yağışı eşittir felâket olarak nitelenir oldu. Bu yüzden olsa gerek kar, artık şehirde istenmediğinin farkında olduğundan, “insanları zahmete sokmayayım” düşüncesiyle şehir merkezlerine pek uğramıyor. Köylere, kendisini isteyene, bekleyene doğru gidiyor…
Ülke ve dünyanın saçma sapan gündemi yerine yazıyı kışa ayırmak ne kadar doğru bilmiyorum. Kış romantikliği yapmayacağım. Çünkü açık konuşayım kış mevsimini sevmem. Bana kalsa bütün bir yılı mayıs, haziran ayının sıcaklığına sabitlerim. Öte yandan değişen habercilik dilinin kışa zarar verdiğini de atlamamalıyız. Sırf birkaç tık daha fazla alacağız diye günde hava durumu ile ilgili 10 ayrı haber yapanlar var. Yerel gazetelerimizin de bu saçmalığa ayak uydurmaları da trajikomik bir durum. Basınımız halinden memnun görünüyor. Yoksa sadece kış haberleri değil genel anlamda saçma yeni habercilik dilinde ısrar etmezlerdi. İnsanlar artık özellikle sosyal medyada uzun, saçma haberleri okumak yerine yorumlara bakıp bir çıkarımda bulunuyor(!) Emeği geçenler eseriyle gurur duyabilir…
Kış, soğuklar bize kendimizi sorgulama noktasında fırsat veriyor. Elbette bu fırsatı değerlendirebilene. Yoksa hava soğuk diye evden dışarı çıkmadan bütün gün koltukta, elinde telefon ile oturan hiçbir şeyi sorgulayamaz. Tam tersi herkes kayak merkezlerinde gününü gün ederken ben burada koltukta pinekliyorum diye üzülür. Bahsettiğimiz herkesin seçkin bir azınlık olduğu gerçeği sosyal medya tarafından yok edildi. Oradaki içerikler gerçekten herkesin öyle bir tatil yapabileceğini söylüyor. Fakat biraz otel fiyatlarına, kayak takımı vb. ekipmanların günlük kirasına bakıldığı zaman hiçte öyle olmadığı rahatlıkla görülüyor.
Anı yaşamayı da yanlış anladığımızdan, sorgulamadan, kendimizi tartmadan, kuru kuruya her şeyden şikâyet ederek savrulup gidiyoruz. Her şeyin olumsuzundayız. Bu noktada çocuklar görmesini bilene biraz olsun kurtarıcı oluyor. Kar yağdığında onlardaki heyecan, parkta, bahçede oyun oynarken gözlerine yansıyan neşelerinin bize neyi kaybettiğimizi hatırlatması gerekiyor. Fakat oradan uzaklaşalı çok oldu. Gündelik hayatın telâşına kendimizi kaptırdık. Ekonomi, ülke gündemi, siyaset bir nevi kavga alanına dönüştü. Kendimiz gibi düşünmeyenle mantıklı bir diyalog bile kuramıyoruz. Kuru ezberler, hakaret ve ön yargılarla kendimize doğru geri çekiliyoruz. Bu durum en çok siyasetçilerin, futbol için konuşursak yöneticilerin işine geliyor. Seni destekleyen kitleyi konsülde edip, sürekli karşı tarafı suçladığın sürece işin kolay. Kitle genelde bu durumda desteklediği liderin, icraatlarını değil, karşı tarafa kendimizi nasıl haklı gösteririz derdine düşüyor…
Siyaset ve futboldaki hâlimiz ortada. Futbol eğlence olmaktan çıkalı çok oldu. Telaffuz edilen milyonlarca lira paranın miktarı artıkça nasıl oluyorsa kalite de o kadar düşüyor. Siyaset ise kendi içine düştüğü çıkmazı, geleceği bugünden tartıştırarak göstermemeye çalışıyor. Yaşını başını almış insanlar her akşam TV’de 2028 yılındaki seçimde Cumhurbaşkanı adayı kim olacak diye konuşuyor. Absürt olanı ise insanların bu saçma tartışmayı doğal karşılaması, kendince aday önerilerinde bulunması. Cumhurbaşkanlığı seçimini yapalı daha iki yıl bile olmadı. Önümüzde ortalama üç yıldan fazla bir zaman var. Şuan da yapılan boş tartışmaların yaz günü asma budamaktan bir farkı yok. Lakin kimin umurunda? Bu durum iktidarın, muhalefetin de işine geliyor. Vatandaşa vaat edipte yerine getiremedikleri icraatlar bu tartışma ortamında kaybolup gidiyor. İktidar ya da muhalefeti destekleyen kitle sorgulamadan savunmaya geçiyor. Siyasetçilerimiz elbette memnun…
Geçen gün ömürdendir derler. Biraz olsun gündelik hayatın tekdüzeliğinden, kısır gündeminden çıkıp gündeme, olaylara farklı bir pencereden bakmak veyahut hiç bakmamak gerekiyor. Çünkü insanız, kendimize, ailemize daha fazla vakit ayırmakla yükümlüyüz. Uğraştığımız boş beleş şeylerin kimseye bir faydası yok. Bunun farkına ne kadar geç varırsak o kadar kötü olacak. Kış, kar yağışı, soğuklar belki bunun için bir fırsat olabilir. Tabii ki farkında olana, değerini bilene.