Gazze’de Etnik Temizlik Mümkün mü?
İslam Dünyasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki sivilleri tahliye etme ve iki milyondan fazla Filistinliyi on beş aylık savaştan sonra "etnik temizliğe tabi tutma" ve yeniden inşa etme bahanesiyle Mısır ve Ürdün'e gönderme önerisi, büyük bir infiale ve tartışmaya yol açtı. Aslında bu plan yeni değildir. Trump’ın damadı ve eski danışmanı Jared Kushner daha önce bu konuda açıkça konuşmuş, o dönemde Filistin devletini tanımanın terörizme ödül olacağını düşünerek iki devletli çözümü tanımayı reddetmişti.
Baştan ifade edelim. Bu Siyonist plan inşallah başarılı olamayacaktır. Geçmişte de aynı planlar başarısızlığa uğradı. İşgalci İsrail ve destekçilerinin Gazze’de on beş aydır sürdürdükleri soykırım ve vahşet, büyük yıkımlara, savaş suçlarının her türlüsünün işlenmesine rağmen Filistinliler Gazze’den çıkmamıştır ve çıkmaya da asla niyetli değildirler. Görünen köy kılavuz istemez. Filistinlilerin bu kararlı duruşu karşısında, hala şeytani planı dillendirmek iki milyarı aşmış bir Müslüman dünyaya en büyük hakaret ve saygısızlıktır. Adeta İslam dünyasını yok saymaktır. Maalesef İslam dünyasını bu olay karşısında eylemsiz hale getiren ve sükût etmesini sağlayan politika, kendi yağlarıyla kavrulmamak, sömürgecilerin vereceği yardımlara mahkûm olmaktır. Çünkü sömürgeci Siyonistler hemen karşılarına verdikleri diyetlerinin bedelini telaffuz etmektedirler. Bu ise en büyük aşağılayıcı bir davranış tarzıdır. Ne yapıp yapıp İslam dünyası kendi yağı ile kavrulmalı, öz kaynakları ile maddi kalkınmasını hızla sağlayıp kendi imkânları ile ayakta durmayı öğrenmelidir. Artık tehdit altında yaşamanın bir zillet olduğunu idrak etmelidir. Bunun sonu yoktur. Yardım alan belli bir süre sonra emir almaya başlamaktadır.
ABD ve işgalci devletin Filistinlileri Gazze’den sürme planının altında ne vardır? Artık bu planın altında ne olduğu dünya tarafından bilinmektedir. O da hala sınırları belli olmayan işgalci devletin topraklarını genişletmek ve daha fazla işgal ettiği topraklar üzerindeki kontrolünü artırmaktır. Bu uğurda Trump’ın yapmak istediği de açıkça İsrail yanlısı evanjelist Siyonistlerin gözüne girmektir. Elbette bu işgal planı Gazze ile sınırlı değildir. Devamında komşu ülkeler de vardır. ABD’nin dillendirdiği yüzyılın anlaşması bu işgal politikalarının işini kolaylaştırmayı hedeflemiştir. Bilindiği gibi İsrail ile bir dizi Arap ülkeleri arasında İbrahim anlaşmaları olarak bilinen normalleşme anlaşmaları yürürlüğe sokulmuştur. Maalesef birçok halkı Müslüman olan ülke bu anlaşmaya imza atmış, bir kısmı da imza atmak için sırada beklemektedir.
Elbette D. Trump’ın Gazze’lileri yerinden etme planı, 1948’den bu yana ilk yerinden etme girişimi değildir. Bugüne kadar Filistinlileri yerinden etme girişimleri, ister askeri güçle ister yerleşim ve ekonomik politikalarla olsun hiçbir zaman durmadı. Bu girişimlerin en önemli tarihi dönüm noktaları arasında şunlar yer almaktadır.
Siyonist güçler, katliamlar ve Filistin köylerinin sistematik yıkımı yoluyla 1948 savaşı sırasında 750 binden fazla Filistinliyi yerinden etti. İsrail, BM kararlarına, özellikle geri dönüş hakkını teyit eden 194 sayılı karara rağmen mültecilerin geri dönmesini engelledi. 1950'lerde Arap ülkelerinde yerleşim girişimleri yaşandı. Filistinli mültecilerin Sina, Ürdün ve Suriye'ye yerleştirilmesi için projeler önerildi, ancak bu projeler Filistinliler ve Araplar tarafından yaygın bir şekilde reddedildi.
1967 savaşında Batı Şeria, Gazze Şeridi, Golan Tepeleri ve Sina'nın işgali sonrasında yaklaşık 300.000 Filistinli yerinden edildi, çoğu Ürdün'e göç etti. İsrail, Kudüs ve Eriha gibi şehirleri hedef aldı ve Emmaus gibi köyleri tamamen yıkarak toprakları boşaltma politikasının bir parçası oldu.
Gazze ablukası ve zorla yerinden etme girişimleri bir başka örnektir. İsrail'in 2007'de Gazze'ye uyguladığı ablukadan bu yana, İsrail ekonomik ve askeri baskılarla Filistinlileri zorla göç ettirmeye çalışıyor. Gazze'ye yönelik tekrarlanan savaşlarda (2008, 2012, 2014, 2021, 2023, 2024) İsrail, halkı göçe zorlamak için yoğun bombardıman ve açlığa maruz bıraktı, ancak tüm girişimler başarısızlıkla sonuçlandı.
Öte yandan, Kudüs ve Batı Şeria'yı Yahudileştirme politikasına hız verildi. İsrail, onlarca yıldır evleri yıkarak, kimlik kartlarını iptal ederek ve yerleşim yerleri kurarak Kudüs'te sessiz bir yer değiştirme politikası uyguluyor. Şeyh Cerrah ve Silwan'da İsrail yetkilileri Filistinli aileleri zorla tahliye etmeye çalıştı ve bu durum 2021'de yaygın protesto gösterilerine yol açtı. Batı Şeria'da Filistinliler, genişleyen yerleşim yerleri, yerleşimci şiddeti ve hareket kısıtlamaları nedeniyle topraklarını terk etmeye zorlanıyor. Ayrıca 2023 savaşı sırasında Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich gibi İsrailli yetkililerden Gazze sakinlerinin Mısır'a göç ettirilmesi yönünde çağrılar yükseldi. En son ABD Başkanı D. Trump'ın Gazze halkını yerinden etme planı gündeme getirildi. Mısır ve Ürdün ise planı, uluslararası hukukun ihlali ve Arap ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğu gerekçesiyle reddetti. Filistinlilerin topraklarına bağlılıkları ve savaşın, açlığın ve yıkımın acımasızlığına rağmen topraklarını terk etmeyi reddetmeleri, işgalin onları göç etmeye zorlama hedeflerine ulaşamamasının en büyük nedeniydi. Bunun en güvenilir kanıtı, işgalin; evlerini, iş yerlerini, eğitim kurumlarını, mabetlerini, hastanelerini ve tüm şehirlerin altyapılarını tahrip etmesine rağmen, yerinden edilmiş Filistinlilerin Kuzey Gazze'deki topraklarına geri dönme sahneleridir.
Uluslararası hukukta, zorla yerinden etme bir savaş suçudur. Bu aşamada odaklanılması gereken şey, zorla yerinden etmeyi kanunen cezalandırılabilir bir suç olarak gören uluslararası hukuku hatırlamaktır. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, nüfusun zorla taşınmasını yasaklar ve Uluslararası Ceza Mahkemesi zorla yerinden etmeyi bir savaş suçu olarak görür. BM kararları da Filistinli mültecilerin topraklarına geri dönme hakkını teyit ediyor. Bu yasaların uygulanmasına yönelik mekanizmaların uluslararası toplum tarafından yüksek sesle dile getirilmesi gerekmektedir. Buna ilaveten, Gazze halkını desteklemek ve yeniden yapılanmaya bağlı kalarak, onlara yardım sağlayarak ve mümkün olan en fazla sayıda kişiye iş fırsatı sağlayan projeler kurarak topraklarında istikrar sağlamaktır. Bununla birlikte Trump’ın Filistinlileri yerinden etme projesine karşı çıkan Mısır ve Ürdün'ün pozisyonunu desteklemek büyük önem arz etmektedir. Hem Mısır hem de Ürdün daha önce Filistinlileri yerinden etme girişimine güçlü bir şekilde karşı çıktıklarını ve bunu uluslararası hukukun ihlali ve ulusal güvenliklerine doğrudan bir tehdit olarak gördüklerini açıkladılar.
Sonuç olarak, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatının birleşerek etnik temizlik planlarını reddeden ortak bir tavır benimsemesi, aynı tavrı benimsemek üzere bir İslam zirvesi düzenlemesi, Filistinlilere destek olmak için uluslararası örgütlerle koordinasyon sağlanması ve Filistinlilere desteğin devamını sağlamak için çalışılması gerekiyor. Siyonist yayılmacı hayallere karşı koymak için, işgal projesinin özünde yayılmacı bir ideolojik proje ve çekirdeğinin Vaat Edilen Topraklar olduğunu hatırlamalıyız. İşgal, Filistin ile yetinmeyecektir. Çünkü Siyonistler için Vaat Edilen Topraklar Nil'den Fırat'a kadardır. Eğer İslam dünyası, bu şeytani planlara boyun eğer ve itaat ederlerse, sıra kendilerine ve bir sonraki ülkeyi düşünmeye gelecektir. İşgalin şu anda Güney Lübnan ve Suriye'de yaptıklarına bir göz atmak, uyardığımız şeyin doğruluğunu kanıtlamaya yeter ve artar bile. Bizden hatırlatması...