Hasan Ukdem
Hasan Ukdem Konya sırılsıklam

Konya sırılsıklam

Seher vakti baktım

Şehrin sokak lambalarına

Kendi ışıklarını katıyorlardı

Aydınlanmakta olan etrafa sessizce

Alaaddin Tepesi’nden uyanıyordu gün

Islak bir bankta hüznünü bırakmış akşam

Sen geçip gitmişsin önlerinden, belli

Cadde düş kırığı, Konya sırılsıklam

Sabahın erken saatleri, Selimiye’den, Aziziye’den, Kapu Camii’nden, İplikçi’den, Şerafettin Camii’nden çıkan cemaat şehrin çeşitli yerlerine dağılırken usul usul aydınlanan ilk ışıklarında Alaaddin Tepesi’nde bir banka oturmuş etrafa bakıyordum. Konya bir sabaha daha uyandırmıştı üzerinde yaşayan insanları. Esnaflar dükkanlarını açmak için yürürlerken, işçiler bekledikleri servislerin görünmesiyle koşuşturmaya başlıyorlardı. Öğrenci servislerinde ise başka bir telaşın hareketleri görünüyordu. Yıl başı yeni geçmiş ocak ayının ayazı çimlere çiy düşürmüş, güneşsiz gökyüzünde sabahın ilk kuşları, tıpkı insanlar gibi bir rızık için kanat çırpıyorlardı. Sokak lambaları ansızın söndü; Hiç kimse bunun farkına bile varmazken, benim içimde kocaman hasreti ortaya çıkarıverdi.

Aydınlansa da gün, güneş yok

Şehrin üstünde ağıtçı bulutlar

Geçip gidişini kaldıramamış çimler

Yaşlı adamlar gibi ağarmış saçları

Soğuk gecenin kırağısı sanki

Yapışıp kalmış bulduğu her yere gam

Hasretin yağmış şehre sabaha kadar

Hava hafif sisli, Konya sırılsıklam

Çay bahçelerinden birine doğru hareket ettim. Hüznümün üstüne birkaç bardak çay içecek, havanın soğukluğunu azaltırken, içimin hararetine bir nebze olsun çayın deminden mayalayacaktım. Ortalıkta kimse görünmüyordu. Boş sandalyeler, tenha masalar ve hemen oracıkta kulübe gibi bir yerden tüten bir duman. Yaklaştım, yaşlı bir adam çay suyu koyduğu kazandan su çekiyordu bir demliğe. “Çay oldu mu?” diye sorduğumda “hemen hemen olmak üzere, gel otur şu kuytuya, üşümüşsün, ısın biraz” dedi. Sonra kış mevsiminden, müşterilerin bu yüzden az olduğundan bahsetti. Birkaç yabancı uğrar belki diye erken gelip çayı demlediğini söylerken önüme bir bardak çay koydu.

Terk edilmiş sandalyeler

Hüzne boyanmış çay bahçeleri

Dallarda damlamaya hazır gözyaşları

Kış bedenli ağaçlarda sükût

Yerde rızkını arayan güvercin, serçe

Cıvıltıları bile hüzzam

Çölün kışı nasıl olur bilmem

Sokaklar mecnun, Konya sırılsıklam

Gözlerim dalıp gitmişti etrafa, yerde seken serçelere, tuhaf sesler çıkartan güvercinlere baktım. İçimdeki hüzün sanki hepsine sirayet etmişti. Hareketlerinde bir donukluk vardı. Bir sokak köpeği geçip gitti yanlarından ne o kuşlara baktı ne kuşlar köpeğe. Sonra yavaş yavaş insanlar belirmeye başladı etrafta. Liseli, üniversiteli gençler; kiminin omzunda çantası, kiminin elinde birkaç kitap…

Karşı kaldırımda birkaç insan

Rutinin servisini beklemekteler

Ömürden bir güne karşılık,

Eve götürülecek nafaka işte

Ne hasretin ıstırapları

Ne de ayrılığın kestiği ahkâm

Bir bir açılıyor kepenkli dükkânlar

Otobüsler sensiz, Konya sırılsıklam

Servislerin arkası kesilmiş, otobüsler ışıklı levhalarıyla akıp geçiyorlardı, aşağıdaki caddeden, taksiler, kamyonetler trafik ışıklarında duruyor, hareket ediyor korna sesleri bırakıyorlardı Konya’nın sükunetinin üstüne. Raylarda akan tramvayların üzerinde ise kiminde Adliye kiminde ise Selçuk Üniversitesi yazıyordu. Zafer durağından geçip gelerek Alaaddin durağında duran kampus tramvaylarından inen insanlara, özellikle de kadınlara dalıp giden gözlerimde hep bir aradığının bulamamanın umutsuz karaltıları kalıyordu bana. El ele inen genç çiftleri gördükçe, üşümüş boş ellerime bakıyordum.

Ve bir tramvay duruyor zafer durağına

İnen bütün kadınlarda sana bakıyorum

Hiçbirinden bir dirhem sen çıkmıyor

Boynum bükülüyor içime doğru

Şehrin yalnızlarına karışıyorum

Mümkün değil artık günden çıkmam

Göğsümde bir madalya gibi sensizlik

İnsanlar kendi derdinde, Konya sırılsıklam

Göğsümde aşkın sıcaklığı, hasretin koru birlikte tütüyordu. Sevgiyi tatmak güzel, aşkı tanımış olmak gurur veriyordu yine de bana. Zaten vuslat kısmet işiydi, her sevene nasip olmazdı. Kuşları, ağaçları, çimleri görmeden geçip giden çağın maddeci insanlarını gördükçe; bütün çıkmazlarıma rağmen kalbimi ve kendimi şanslı hissettim. Herkesin kendi derdinde olması kadar doğal bir şey yok elbette. Ancak sırt sırta verememek, acıları paylaşamamak ne kadar aykırı duruyordu şehrin içerisinde. Hoş, bunu da kimse fark etmiyor, görmüyordu! Bedestendeki dükkanlar açılmış, Rampalı Çarşıda öğrenciler ve kitap severler kımıldamaya başlamış, simitçilerin önünde insanlar çoğalmıştı. Şehir bir günü daha kendi havasında yaşamaya başlamıştı ki bu benim hissettiğim şehirlerle aynı değildi. Ben hala çimleri ıslak, kuşları neşesiz ve Konya’yı sırılsıklam görüyordum.

Sevgiyle kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Ukdem Arşivi