Unutulup Gidince İsmim
Hayata dair kim ne söylemişse doğru olabilir, tam aksine yanlış ve nakıs olması da muhtemeldir. Bir damla sudan yaratılan bedenimiz ölünceye kadar hep başkalaştı ne bebekliğimiz ne çocukluğumuz artık biz değil, ihtiyarlığımız ve ölünce cesedimiz de aynı olamayacak. Adımız değişmeyecek bir de yaşadıklarımız. Adımız unutulacak geriye kalacaksa yapıp ettiklerimiz.
Nasıl bir iz kalacak bizden geriye? Yapıp ettiklerimizin ne kadarı hatırlanıp söze konu olacak, benden sonra benimle ilgili yapılanların bana faydası ne olacak? Unutulup gideceksem neden yazı yazdım, neden bir çiçeğe su verdim, neden şiir okudum, neden bir işe girip para kazandım? Kalmayacaksa küçük bir hatıram ve hatırım ne diye besledim sokakta kediyi ne diye şarkılar mırıldandım, neden dostluk yaptım onca insanla?
İsmim, cismim unutulacak, yüzüm gelmeyecek bile zihinlere, o da kimdi diye soranlar olacak ve bunların hepsi ben öldükten kısa bir sonra tezahür edecek. Kalırsa geriye kekremsi bir tat, acı bir gülümseme, geçici bir hüzün hissi… Ne yaptımsa yine kendime kalacak.
Kimimiz için bir iz, kimimiz için bir miras, kimimiz içinse sadece bir hatıra... Belki de hayatın anlamı, tam da bu yapıp ettiklerimizde gizlidir. Üzgün bir çocuğa verilen öğüt, dostun omzuna dokunan bir el, toprağa atılan bir tohum... Öylesine, sıradan ve hatta küçük görünen bu eylemler, aslında insanın sonsuzluk arayışının birer yansıması. Nitekim insan, yaptıklarıyla yaşıyor; yaptıklarıyla hatırlanıyor.
Ben çekip gittikten sonra, adımın ve varlığımın hatırlanması kimin için önemlidir ve gereklidir? Hiçbir kimse için gerekli değil sanırım. İnsan, adının bir gün unutulacağını bilerek nasıl yaşar? Belki de cevap, unutulmaktan korkmamakta yatar. Çünkü unutulmak, kaçınılmaz bir sondur. Oysa önemli olan, unutulmadan önce yaşadıklarımızın, bıraktığımız izlerin bir anlam taşımasıdır.
Adımız unutulacak hem de çok kısa sürede. Belki bana dair küçük bir iz, bir hatıra, bir yazı anlık da olsa getirecek akıllara sonrası yokmuş ve hiç olmamışsın gibi. Fikirler ve belki biraz da eylemler kalacak geride.
Hayat, biraz da anlam arayışıdır, derinlik ve kıymetlendirmek... Her birimiz, bu kısacık ömürde bir şeylerin peşinden koşarız. Kimimiz sevgiyi arar, kimimiz başarıyı, kimimiz ise sadece huzuru...Ne aradığımızı sanırım çıktığımız yolda göreceğiz. Peki ya bu arayışın sonunda ne bulmayı umuyoruz? Belki de bulduğumuz şey, aradığımız şeyden çok daha farklıdır. Çünkü hayat, bize her zaman beklediğimiz cevapları veremiyor. Bazen umutlarımız kırılır, bazen hayallerimiz ertelenir. Ama tam da bu noktada, hayatın bize sunduğu en büyük dersi öğreniriz: Direnmek… Direnmek ve her şeye rağmen devam etmek...
İnsan, acıyla yoğruldukça güçlenirmiş diyor erenler. Bir çömleğin ateşte piştikçe sağlamlaşması gibi. Yaşadığımız her zorluk, bizi biraz daha olgunlaştırır, biraz daha bilgeleştirir. Belki de hayatın en büyük ironisi budur: En çok yara aldığımız anlar, en çok büyüdüğümüz anlardır. Ve bu yaralar, gün gelir hikâyemiz, kim bilir hikâyemiz de birilerine ilham olur.