Gelecek Her Açıdan Soru İşaretli
Toplam üretim maliyetlerinin düşük olması nedeniyle 1960’lı yıllarda Asya ülkelerinde üretim sektörüyle başlayan, 1980’li yıllarda finansal sektörü de kapsamasıyla tüm ülkeleri içine alan küreselleşme ile tüm ülkeler ekonomi, sosyal ve kültürel açılardan birbirlerinden daha fazla etkilenen ve bağımsız politikalar uygulayamaz durumuna düştüler. Ülkeler, XX. yüzyıldan kalan sorunların (Afganistan, Karabağ, Irak, Suriye, israil merkezli Orta Doğunun İstikrarsızlığı) yeni döneme sirayet ettiği ve giderek arttığı dönemleri yaşamaktadır. Biden döneminde israilin Gazze’de yaşayan sivil halka yönelik savaş kılıfı altında yaptığı katliamın ve Rusya-Ukrayna arasındaki devam eden savaşın sonlanmasının Trump’ın tekrar seçilmesiyle ümitlerin yeşerdiği yeni bir döneme girildiği düşünüldü. Trump tarafından hem Ukrayna’nın maden yataklarına el konulma çabaları ve hem de adeta yerin dibine sokularak Zelenski’nin devre dışı bırakılmaya çalışılmasıyla birlikte Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın bitirilmesi yolunda önemli mesafe alınmasına rağmen ABD’nin emlakçı orijinli başkanının, Gazzelilerin ve topraklarının ruhunu anlamadan adeta spontane kararlarla salt alınıp satılacak bir arazi parçası görmesi nedeniyle, aynı düşünceleri söylemek olanaksızdır. Normal olarak ABD ve israil dışında başta Türkiye olmak üzere tüm dünyanın karşı çıkmasıyla şimdilik geri atmış gibi görünmekle beraber, ABD’nin fırsat kolladığı ve konuyu zamana yaymaya çalıştığı Trump’ın konuşmalarındaki satır aralarından anlaşılmaktadır. Bunlarla birlikte ABD Başkanı Trump’ın öncelikle Çin, AB, Kanada, Rusya, Ukrayna, Tayland, Grönland, Suriye ve Irak’a yönelik siyasi ve askeri kararları yanında, dış ticaret açığı vermesinden dolayı korumacı ekonomi politikalarının kapsama alanı ve dozunun ne olacağı, nerede duracağı, ülkelerin ABD politikalarına karşı geliştireceği politik uygulamaların sertliği ve süresinin bilinmezliği nedeniyle, dünyayı pek iyi günlerin beklediğini söylemek ne yazık ki mümkün değildir.
Sahip olduğu gelişmiş ekonomisi, askeri gücü ile tekelindeki yazılı ve görsel iletişim ağı sayesinde diğer ülkeleri kontrol altına almaya çalışan ABD politikalarının; dünyayı barışa, huzura ve refaha kavuşturacağını beklemek, 30 Şubat’ın geleceğini ümit etmek kadar gerçekçidir. Çünkü evvelinden beri ABD politikalarının temelinde, haklı-haksız olmasına bakmadan ne pahasına olursa olsun kendi çıkarlarına gelen ne ise, onu elde etmeye çalışmak yatmaktadır. Bunun için her türlü aksiyonu yapmaktan çekinmemektedir. Örnek mi? Yakın zamanda Suriye’den ülkemize yönelik saldırıları çökertme sürecinde ABD’nin, lehine kazanımlar sağlamak için terör odaklarını destekledikleri ve onlarla iş birliği yaptıkları bilinmektedir.
Ülkelerin birkaç kutuplu kümelenmeye doğru yönlendirilmeye doğru ittirildiği günümüzde, gidişatı etkileyebilecek kapasitede bazı ülkelerin öne çıktığı söylenebilir ki, bunlar Çin, Rusya, Hindistan ve Türkiye olarak sayılabilir. Çin’in kalabalık nüfusuna bağlı ucuz işgücü, Rusya’nın zengin doğal gaz, petrol ve gelişmiş savaş gücü, Hindistan’ın yine fazla nüfusu ve yazılım mühendisliği konusunda büyük aşama göstermesi, son dönemlerde önemli yatırımlar yaparak atılım gösterdiği savunma sanayi ve jeopolitik konumu ile Türkiye, küresel çapta çıkabilecek ABD (israil) orijinli olası risklerin önündeki sorunların azaltılmasında, kilit rolü oynayama kapasitesine sahip ülkelerden biridir.
Türkiye’nin üretiminin omurgasını reel sektör üzerine inşa etmesi, finansal sektörün derinliğinin artırılarak manipülasyonlara izin verilmemesi, minimum ithalat girdisine dayanan ihracata ağırlık verilmesi, dış kaynaklı sabit sermaye yatırımlarının girişini kolaylaştıran politikaların yanında; özellikle marketlerce yapılan keyfi fiyat artışlarının önüne geçilmesi, acil olarak nokta atışı hassaslığında emekli, asgari ücretli, memur, küçük esnaf ve KOBİ’lerin sorunlarının kalıcı olarak çözülmesi, ülkemiz ekonomisinin istikrarlı büyümesinin ve kilit ülke rolünün güçlenerek artmasının olmazsa olmaz ilk şartıdır. Umarım hükümet, bu fırsatı elinin tersiyle itmez.