Musab Seyithan
Musab Seyithan Geçim Sıkıntısı Ve Tüketim Çılgınlığı

Geçim Sıkıntısı Ve Tüketim Çılgınlığı

Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısının ortalığı kasıp kavurduğunu görmezden gelmek, kafayı kuma sokmak demektir. İşçi, memur ve emekli henüz zamlı maaşını almadan piyasa çoktan zamlandığı için maaş cebe girmeden erimiştir. Kanaat nedir bilmeyen, ahlak fukarası, tekelci market ve tedarikçileri, piyasayı allak bullak etmektedirler.

Devlet de zam konusunda, doyumsuz ve de ahlaksız büyük esnafla yarışıyor âdeta... Senenin başında yaptığı zamlı maaş, henüz hesaplara yatmadan, devlet de alacaklarına şahin kesilerek vergiler, trafik cezaları ve hızlı tren biletlerine astronomik zamlar yapmıştır. Konya-İstanbul Pendik yüksek hızlı tren fiyatı 790 liradan 1140 liraya çıkarılmıştır. TCDD yaklaşık %45 zam yapmıştır. Sen devlet olarak işçi ve Bağ-kur emeklilerine %15,75; memur ve memur emeklilerine %11,54 zam yapacaksın, sonra da maliyecilerinle marketlere, gıda maddelerine usulsüz ve fahiş zam yapılıp yapılmadığını denetlemeye çıkacaksın… Peki, tren biletlerine ve diğer kalemlere %45 zam giydirirken seni kim denetleyecek ey devlet baba!!! Buna, Anadolu irfanı; “Başkasına verir talkını, kendisi yutar salkımı” der.

Bu tutarsızlıklar ve maaşlara yapılan minnacık zamlara karşı devletin, alacaklarına ve hizmetlerine karşı yaptığı %45-50’lere varan zamlar, Özgür Özel’e malzeme oluyor. Oylarını artırmamış olmasına rağmen, emeklilerin sandığa gitmemesi boykotundan dolayı mahalli seçimlerde birinci parti olan ezelî İslam düşmanı CHP, şımararak şimdi meydanlarda erken seçim çığlıkları atıp mevcut hükümete kırmızı kart göstererek 2028 genel seçimlerinde iktidara geleceklerini haykırıyor. 1950’den beri tek başına iktidar yüzü görememiş bir CHP, bu özgüveni nereden alıyor? Elbette iktidarın, piyasanın ve devlet zamlarının dar gelirli ve orta seviyedeki ailelerde açtığı zararlara karşı görmezden gelmesinden ve duyarsız kalmasından alıyor.

Geçmişi unutmayan ve içinde birazcık iman olanlar, CHP’nin geçmişte bu milletin değerlerine neler yaptığını ve bir paket sana yağı ve arabasına alacağı benzin için kilometrelerce kuyruklarda nasıl beklettiğini, esnafın o günün Başbakanı Ecevit’in önüne yazar kasaları nasıl fırlattığını iyi bilir. Bugün CHP’li belediyelerin işçisinin SGK’ya olan prim borcunu ödemeyip sözüm ona “sosyal demokrat” tafraları atan bu düzenbaz sahtekârların, iktidar olduklarında işçi ve memurunu perişan edeceği gün gibi aşikârdır. “el-Mücerreb lâ yücerreb/denenmiş denenmez.” CHP aynı CHP’dir, değişen bir şey yok. Belediyelerinde işçisinin maaşını ödeyemeyen, prim borçlarını yatırmayan, İslam düşmanlığını her fırsatta dışa vuran bu zihniyete Rabbim iktidar imkânı vermesin. Mevcut iktidar da, piyasaya duyarsız kalıp tuzu kuru bir tavır sergileyerek küskünlerin sayısını çoğaltmak ve emeklileri sandık boykotuna tekrar mahkûm etmek suretiyle bilinçsizce oy akışını CHP’ye kaydırmasın.

Bu iktidar, çalışanların ve bürokratların oylarından ziyade, emeklilerin oylarıyla bugüne kadar iktidarda kalmıştır. Bürokrat kesimin ekserisi laik, seküler ve kemalistlerden oluşmaktadır. Onların da kime aparat oldukları izahtan varestedir. Dost acı söyler. Sürekli halkın içinde olan bizden hatırlatmadır bunlar...

Daha önce “altı kere gidip yedi kere gelen” tecrübeli siyasetçi Demirel; “Tencere, iktidar değiştirir” demişti. Bu milletin çoğunluğu hayata midesinden bağımlıdır. Aklına milli mefahirden önce patates ve soğan gelir. Yaptığın devasa hizmetleri görmez ve gözünün yaşına bakmadan seni patates ve soğana satar. Senin yaptığın İHA’ları, SİHA’ları, bölünmüş yolları, köprüleri, hava limanlarını, milli harp sanayini, batıyı bile geride bırakan hastanelerini ve dış politika başarılarını görmez. Belki sözde takdir eder, “Bu başarılarını kabul de…” Dedikten sonra “ama”larla “fakat”larla sözü getirir asgari ücrete, maaşların zamlar karşısında eridiğine, tencereye, tavaya ve mutfağa... “Ben boğazımdan girene bakarım” demeye... Halkımız; “Aç it fırın yıkar” der ya, “Aç halk da iktidar yıkar”. Bizden söylemesi. Gidiş iyi değil.

Geçim sıkıntısı ile ilgili bu hatırlatmayı yaptıktan sonra tüketim çılgınlığının da bu sıkıntıya yapacağı katkıdan bahsetmezsek olmaz.

Vahşi kapitalizmin egemen olduğu toplumlarda, insanımızın hayatı adeta takside bağlanmıştır. Reklamların büyüleyici rüzgârına kapılan vatandaş, kampanya adı altında teşvik edici unsurların da manyetik alanına girerek, her ürünü evine taşıma telaşındadır. Kredi kartıyla alış-veriş yaparken -sanki ona para ödemeyecekmiş gibi bir psikolojiyle- lüzumlu lüzumsuz her önüne gelene talip olmaktadır.

Kısaca zengini, fakiri, orta hallisi ile kapitalist bir sistem içinde yaşayan insanımız, reklamı yapılan her tüketim maddesine sahip olmanın ihtirasıyla, tüketim çılgınlığı içine yuvarlanmaktadır.

Zorunlu ihtiyaçlardan sayılacak harcamalara diyecek bir lafımız yok. Bir aile için elzem olan, orta hallisinden yiyecek, giyecek ve kullanılacak maddelere yapılan, örfe uygun harcamalar meşrudur. Yüce Allah, Rahman’ın kullarının özelliklerinden bahsederken: “Onlar ki, harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de cimrilik yaparlar. Harcamaları bu ikisi arasında dengeli olur.(25/Furkan:67) buyurmak suretiyle orta yolda olan harcamaları övmüş, bu konudaki savurganlığı ve cimriliği ise yermiştir.

Bilindiği gibi bu ümmet her konuda vasat yani orta bir ümmettir. İfrat ve tefrit uçları arasında, bu iki uçtan uzakta yer alır. Cimrilik bu ümmet için tefrit ise, israf da ifrattır. Her ikisi de İslam’da yasaklanmıştır. Yüce Allah bu konuyla ilgili şöyle buyurur: “Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme. Büsbütün de saçıp savurma. Yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.(17/İsra:29).

Yüce Allah, tüketim çılgınları için ilginç bir “kardeş ilanı”nda bulunuyor: “Malını gereksiz yere saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar/müsrifler, şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” (17/İsra:27).

Kur’an-ı Kerim’in, savurganları şeytanların kardeşleri olarak nitelemesi, güzel bir üslup ve üstün bir tasvir örneğidir. Bu örnek, savurganları çirkin bir görünümle ortaya koymaktadır. İsraf; malı mahallinin gayrıya, mâlâyâniye ve mahalline lüzumundan fazla sarf etmektir.

Yiyin için ama israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez(7/A’raf:31) ayetiyle; “Yiyecek ve içecek türlerinden, lezzetli bulup hoşunuza gidenleri yiyin, için. Ne kısın, ne de israf edin. Ölçülü olun, orta yoldan gidin” emri verilmektedir.

Bütün bu değerlendirmeler göz önünde bulundurularak denilebilir ki; giyim-kuşam, yeme-içme, barınma ve ziynetlerden meşruiyet içinde kalarak istifade etmek, Allah’ın emri ve müsaadesidir. Normal ve makulün dışına taşarak, yersiz harcamalar yapmak, başka bir ifade ile tüketimde çılgınlaşmak; savurganlıkta doruklaşarak İblis’e kardeş olmakla denk tutulmuştur. Kardeşimize dikkat edelim. Hayat pahalılığı ile zorlaşan yaşantımızı, tüketim çılgınlığı ile tümden çekilmez hale getirmeyelim. Kanaat, ele geçen ile yetinmek değil geçinmektir. Daha iyisine ulaşana kadar ele geçen ile geçinmeye çalışalım. Başka seçeneğimiz mi var? Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Musab Seyithan Arşivi