Oruçlu insan sinirlenir mi? Bakın gerçek neymiş!
Oruç tutmanın psikolojiyi olumlu yönde etkilediğini ifade eden Uzman Berfin Akdeniz, anti depresif bir etki sağladığını belirtti. Ayrıca Akdeniz, ramazan ayının birleştirici ve bütünleştirici etkisinin büyük olduğunu aktararak sinir ve stresten de uzaklaştırdığını dile getirdi.
Ramazan ayı, birleştirici ve bütünleştirici etkisiyle aile ve arkadaşlık ilişkilerine büyük katkı sağlıyor. Oruç tutmanın psikolojiye olan etkisinin olumlu yönde olduğunu söyleyen Uzman Berfin Akdeniz, sinir ve stresten de uzaklaştırdığını ifade etti. Akdeniz, orucun anti depresif etki sağladığını da sözlerini ekledi.
‘MANEVİ VE PSİKOLOJİK AÇIDAN OLUMLU’
Orucun birçok olumlu yönü olduğunu söyleyen Akdeniz, “Oruç tutmanın faydaları sadece fiziksel sağlığa olan etkileriyle sınırlı değildir. Aynı zamanda manevi ve psikolojik açıdan da birçok olumlu sonuçları bulunur. Oruç tutmak bireye sabır, dayanıklılık ve öz disiplin kazandırarak ruhsal dengeyi sağlamasına yardımcı olabilir. Oruç tutan kişiler bedensel ve zihinsel sınırlarını keşfeder ve geliştirir. Bu süreç, kişilerin öz disiplin ve sabır becerilerinin artmasına yardımcı olur. Oruç tutulduğu süreçte beynimize diğer organlardan giden uyarılar daha az gittiğinden beynimizin çalışma kapasitesi yükselir. Oruç tutarken bedenimiz metabolik faaliyetlerle daha az uğraştığı için algı ve öğrenme faaliyetleri daha çok artar. Hafıza ve bellek daha çok kayıtlama yapar.” diye aktardı.
‘ANTİ DEPRESİF ETKİ SAĞLIYOR’
Orucun anti depresif etki sağladığını dile getiren Akdeniz, “Yapılan bilimsel araştırmalar, oruç tutmanın ‘sinir gelişim faktörü’ olarak bilinen moleküllerin salgılanmasını artırdığını gösteriyor. Bu faktör sadece sinirsel bağlantıları güçlendirip yeni nöron üretmekle kalmayıp nöron ağlarının hareketini artırarak sinaptik plastisiteyi sağlar. Böylece hafıza ve öğrenme için yeni sinapslar şekillenir. Aynı zamanda ruh hali ve motivasyona katkıda bulunarak anti-depresif etki sağlar. Oruç denildiğinde akla ilk gelen şeylerden biri genellikle dini inançlar oluyor. Fakat benim uzmanlık alanım din üzerine olmadığı için girmiş olduğumuz ramazan ayında orucun psikolojik ve insan davranışlarıyla ilişkili olduğunu düşündüğüm bazı yönlerini ele almaya çalışacağım. Bu pratiğin altında yatan bilimsel yönleri keşfetmek, konuya çok daha geniş bir perspektiften bakmamıza olanak tanıyor.” dedi.
‘İNSAN KENDİSİNİ DİSİPLİNE ETMİŞ OLUR’
Ramazan ayında insanların kendini daha fazla disipline ettiğini vurgulayan Akdeniz, “Bilimsel literatüre ilk baktığımızda, ‘hazzı erteleme’ kabiliyetinin önemini gösteren birçok çalışma bulunuyor. Bunlardan belki de en meşhuru, çocuklara marshmallow sunan ve onlara sabrettikleri takdirde daha fazlasını alabileceklerini söyleyen bir deney. Bu araştırma, sabır ve iradenin ödüllendirildiğini gösteriyor. İnsanların şimdiki zaman yanlılığına sahip olması, yani anlık tatmin arzusu nedeniyle uzun vadeli faydalardan vazgeçme eğiliminde olmaları, irade gücünün geliştirilmesinin önemini ortaya koyuyor. Aslında oruç tutan insan hazzı erteleyerek kendini disipline etmiş olur ve uzun vadeli hedeflere ulaşmanın kapısını aralar. İrade gücünü/irade kasını geliştirdikçe uzun vadeli hedeflere ulaşmak daha mümkün olur. Mesela makul risklerle yatırım yapmak yerine kumar oynamayı tercih eden kişilik etapta şimdiki zaman yanlılığının ve hızlı sonuç almanın büyüsüne kapılır. Dopamin reseptörleri kumar nedeniyle aşındıkça neden kumar oynadığını bile hatırlayamaz hale gelir. İradesini kaybeder.” ifadelerine yer verdi.
‘STRES VE KAYGIYI AZALTIYOR’
Orucun psikolojiyi olumlu yönde etkilediğini aktaran Akdeniz, “Orucun tahmin edilenin aksine stres, kaygı ve depresyon düzeylerini azalttığı yapılan çalışmalarda saptanmıştır. Ramazanda diğer organlarımız istirahate çekilir ve en fazla çalışan organımız beyin olur. Oruç tutan kişilerin beynindeki sinir büyüme faktörlerinde artış olmaktadır. Jules Payot'un eseri, irade terbiyesinin nasıl daha huzurlu ve başarılı bir hayatın anahtarı olabileceğini açıklıyor. Bu bağlamda oruç, irade kasımızı güçlendiren bir pratik olarak öne çıkıyor. Bazen sosyal medyadan, bazen yeme-içmeden uzak durarak, hatta bazen de bize haz veren herhangi bir şeyden kaçınarak irademizi eğitiyoruz. Bu, sadece irademizi güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda hep daha fazlasını isteyen ancak hiçbir zaman tam anlamıyla tatmin olmayan içsel yönümüzü de törpülüyor. Sonuç olarak, oruç tutmanın faydaları, sadece ruhsal bir arınma veya dini bir vecibe olmanın ötesinde. Bilimsel araştırmalar ve psikolojik teoriler, orucun zihinsel sağlığımız ve genel refahımız üzerinde olumlu etkileri olduğunu destekliyor. Velhasıl, oruç, bize irademizi nasıl daha etkili kullanabileceğimizi öğreten, hayatımızı zenginleştiren bir deneyim olarak kalmaya devam ediyor. Bu yemek, içmek, oyun, kumar, alkol, alışveriş… Kısaca dopaminle ilgili bir ilişki, irade terbiyesi. Oruç tutmak, bize tekrar küçük şeylerle tatmin olmayı öğretiyor gibi gözüküyor. İster dini ister kendinize koyduğunuz minik disiplin ritüelleri olsun, hazzı erteleyebilmek ve sınırlarımızı bilmek hedeflerimize ulaşma noktasında ihtiyacımız olan şey gibi gözüküyor.” şeklinde konuştu.
‘AİLE İLİŞKİLERİNE KATKIDA BULUNUR’
Orucun aile ilişkilerine katkıda bulunduğunu ifade eden Akdeniz, “Ramazan ayında aile birlikteliği özellikle küçük çocukların ve ergenlerin ebeveynleri için önemlidir. Çocukların Ramazan'daki erken deneyimleri, hayatları boyunca bu mübarek ayla ilişkilendirdikleri duygu ve anıları şekillendirir. Bu ayda çocukları İslam konusunda heyecanlandıracak ve İslam'a dahil edecek aile gelenekleri yaratmak, yetişkinler olarak Ramazan hakkında değer verdiğimiz açıklanamayan bereket ve kutsallık havasını kavramalarına yardımcı olacaktır. Dini bir yaşam aile kurumunun gelişmesi ve güzelleşmesi için çok önemlidir. Aile kurumunda çok hassas olunması gerekenler arasında ahlak, değerler, akraba ilişkileri, saygı-sevgi ve ortak hayaller, hedefler oluşturulması güzel bir gelecek adına çok önemli bir yer tutar. Bu noktada ramazanın birleştirici gücü ortaya çıkar ve kopan bağların tekrar sağlanması, bu ayda küs kalınmaması, verilen davet sofralarında aynı ekmeği paylaşmanın verdiği mutluluk kişilerin hem aile hem de ikili ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunur.” diye aktardı.
‘GÜÇLÜ BİR ARAÇ’
Orucun oldukça güçlü bir araç olduğunu söyleyen Akdeniz, “Oruç ve irade terbiyesi üzerine düşünürken, dopaminin rolüne daha detaylı bir bakış atmak önemli. Dopamin, genellikle ‘mutluluk hormonu’ olarak adlandırılsa da aslında bu beyin kimyasalının temel işlevi, ödül ve zevk duygularımızı düzenlemektir. Yeme, içme, alışveriş yapma veya sosyal medya kullanma gibi eylemler, dopamin seviyelerimizi geçici olarak artırarak bizi mutlu hissettirir. Ancak bu tür davranışların tekrarlanması, dopamin reseptörlerimizin sürekli uyarılmasına ve sonuç olarak ödül beklentilerimizin sürekli artmasına neden olur. Oruç tutmak, bu döngüyü kesintiye uğratarak, dopamin duyarlılığımızı yeniden ayarlamamıza ve ödüllere olan bağımlılığımızı azaltmamıza yardımcı olabilir. Duygusal yeme, patolojik oyun bağımlılığı, kumar bağımlılığı… hepsi kolay yoldan dopamin salgılamamıza neden olur. Dolayısıyla, oruç tutmak sadece zihinsel ve ruhsal bir uygulama değil, aynı zamanda beyin kimyamızı ve dolayısıyla davranışlarımızı dönüştürebilecek güçlü bir araçtır. Düzenli olarak almaya alışık olduğumuz dopamin sağlayıcıları yerine, yerlerine yenilerini koyma fırsatı yakalarız. Hazzı erteleyerek kendini disipline etmiş oluyor ve uzun vadeli hedeflere ulaşmanın kapısını aralıyor.” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.
